dolmabahce_6filo

51. yıldönümünde Dolmabahçe Direnişi: Utanç gecesi – Feza Kürkçüoğlu

Sol Defter- Haber - 20 Temmuz 2019 - Türkiye Solu

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

51. yıldönümünde Dolmabahçe Direnişi: Utanç gecesi – Feza Kürkçüoğlu (1+1 Forum)

O yıl İstanbul’da temmuz ayı çok sıcak geçer. 1968 yılından söz ediyoruz, öğrenci gençliğin hak arama mücadelesinin ve anti-emperyalist eylemlerinin gün gün yükseldiği 1968 yazından… “Sıcaklığın 37 dereceye çıktığı, sıcak dalgasının İstanbul’u kavuracağını” yazmaktadır gazeteler. Yükselen sadece sıcaklık değildir, haziran ayında İstanbul ve Ankara’da başlayan üniversite boykotları, işgallere dönüşmüştür. Devrimci öğrencileri yeni eylemler beklemektedir…

Toplumsal tarihimize “Dolmabahçe Direnişi” ya da “6. Filo Olayları” olarak geçen o günlere kısa bir yolculuk yapalım. 1968 yılında Cevdet Sunay cumhurbaşkanı, Adalet Partisi (AP) genel başkanı Süleyman Demirel başbakandır. Demirel’in ilk başbakanlığıdır ve sonra aralıklarla, darbelerle gidip gelecek, Fikret Kızılok’un “Demirbaş” şarkısında söylediği gibi “Süleyman hep başbakan, başbakan hep Süleyman” olacaktır. 1993’te cumhurbaşkanı olan Demirel, 1968 olayları boyunca Amerikancı tutumuyla devrimci kurumların, öğrencilerin protestolarına muhatap olur…

1968 yılının 15 Temmuz’u Türkiye’de kitlesel anti-emperyalist eylemlerin başladığı gün olacaktır. O gün ABD’nin Akdeniz’de görev yapan 6. Filo’suna bağlı USS Independence uçak gemisi ile beş destroyer İstanbul’da Dolmabahçe açıklarına demirler. Türkiye’ye sekiz günlük bir ziyaret için gelen 6. Filo, 21 pare top atışıyla karşılanır. Amerikalıları başka karşılayanlar da vardır: İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) öğrencisi bir grup rıhtıma gelerek boş duran bir bayrak direğine, yarıya indirilmiş Türk bayrağı çekerler. İTÜ Talebe Birliği (İTÜTB) Başkanı Harun Karadeniz, “Türkiye’nin tam bağımsız olduğuna inanmıyoruz ve onun için de bayrakları yarıya kadar çekiyoruz” diyerek protesto eyleminin amacını açıklar.

6. Filo, 1967’de de Dolmabahçe’ye gelmiş ve devrimci öğrencilerinin protestoları, eylemleriyle karşılanmıştır. Öğrenciler önceki yıl olduğu gibi Beyoğlu’nun eğlence yerlerinde, genelevlerinde dolaşan ABD askerlerinin keplerini kapmak, üzerlerine mürekkep dökmek, “çata-pat” denilen küçük patlayıcılar atmak gibi eylemler yapmak üzere anlaşırlar. Dolmabahçe’ye inen yola yazılar yazılır, ABD erleri Beyoğlu’nun ara sokaklarında kovalanır, üzerlerine mürekkep atılır. Rıhtıma dönen iki ABD askeri minibüsü de protestolardan paylarına düşeni alarak taşlanır.

“Öldürün piçleri!”

16 Temmuz 1968 gününü, Harun Karadeniz’in Olaylı Yıllar ve Gençlik isimli kitabından okuyalım: “Bizim gezemediğimiz kendi vatanımızda Amerikan erlerinin gezmesini düşünmek bile insanı deli ediyor. 6. Filo düpedüz işgal ordusu konumunda geliyordu günümüzde. Biz sokağa çıkmaya korkuyorduk. Fakat yurdun hemen karşısındaki bir otelin karşısında bir İmpala taksi duruyordu ve içinden bir Amerikalı er ile bir Türk hanımı iniyor ve otele gidiyorlardı. Bu sahne yüzlerce defa öğrencilerin ve polislerin gözü önünde tekrarlanıyordu. Polis otelin kapısında nöbet tutuyor ve yoldan geçen arkadaşları topluyorlardı…”

Saatler gece yarısını geçerken, öğrenciler İTÜ Talebe Yurdu’nun önünde toparlanırlar. Gümüşsuyu, polis tarafından kuşatılmıştır. Saat 01.30 gibi Dolmabahçe’ye doğru yürüyen ABD’li askerlerin devrimci öğrencilere laf atmasının ardından ortalık karışır. Bir öğrenci gözaltına alınırken, bir komiser de öğrenciler arasında kalacak ve rehin alınacaktır. Saat 02.45’de Beyoğlu İnzibat Bölge Komutanı Albay Hikmet Silahçıoğlu’nun araya girmesiyle öğrenci ve komiser serbest kalır.

Olaylar yatışmışken saat 04.30’da polis, İTÜ Rektörü Prof. Dr. Bedri Karafakioğlu’nun baskın için izin vermesi üzerine İTÜ Yurdu’nu basar. “Öldürün piçleri” diyerek saldırılır öğrencilere. Yataklarında uyuyan öğrenciler koridorlarda sürüklenip coplanarak vahşice dövülürken bazı öğrenciler ikinci kat penceresinden atılır.

Baskını anlatmaya, 23 Temmuz 1968 tarihli Ant dergisinde yayınlanan Yaşar Kemal’in “Bu Kanın Hesabı Ergeç Sorulacak!” başlıklı röportajından bir bölümü aktararak devam edelim. Söz, Yaşar Kemal’de:

17 Temmuz 1968’in gecesi Türk tarihinin unutulmaz gecelerinden birisi olarak kalacak. Andıkça, akla düştükçe Türk kuşaklarının yıllar boyunca utanacakları bir gece olarak kalacak. Türk polisleri Amerikalı müstevliyi korumak için Teknik Üniversitenin Gümüşsuyu Talebe Yurduna gece saat 4’te öğrenciler uykudayken baskın yaptı ve öğrencileri Amerikalılar adına güzel uykularında coptan geçirdi. (…)

Bu bahtı kara anayı kurtaracak yok mudur? Bunu Mustafa Kemal de sormuştu… Amerikan gemileri güzelim Boğaz sularında yüzerken ve Türk şehirleri Amerikalılara Geyşa limanlığı ödevini yerine getirirken mutlaka her Türk bir kere bu soruyu aklından geçirmiştir. Bu rezalet, bu küçülme hiçbir millete yakışmaz. (…)

Polisler pencerelerden çocukları ikinci kattan taşların üstüne fırlatıyorlar. Ve kan izleri… Polisler, pencerelerden fırlatılmış gençleri yerlerde sürükleyerek polis arabalarına dolduruyorlar. Yarı canlı yavruları… Ağır yaralıları kaçırıyorlar. İki genç komada.

İkinci kat penceresinden atılan Vedat Demircioğlu ve iki arkadaşı yaralı olarak Beyoğlu İlkyardım Hastanesi’ne kaldırılır. Vedat ağır yaralıdır. Polisin saldırısı sonucunda 53 öğrenci ve 4 polis yaralanırken, 32 öğrenci de tutuklanır…

“Bu kanın hesabı er geç sorulacak”

17 Temmuz Perşembe günü sabahı, İTÜ Yurdu’na saldırıldığını duyan devrimci öğrenciler yurt önünde toplanmaya başlarar. Yaralı arkadaşları Vedat Demircioğlu, Alpaslan Ertuğrul ve Kerim Taşdöğen’in yattığı Taksim İlkyardım Hastanesi’ne durumlarını öğrenmeye giderler.

İstanbul’un çeşitli semtlerinden gelen öğrenciler ile yurtta baskına uğrayan öğrenciler saat 12.50’de Taksim’e Atatürk Anıtı’na doğru yürüyüşe geçerler. “Bağımsız Türkiye”, “Kahrolsun Amerika”, “Amerikalı it, evine git” sloganlarıyla yürüyen gençler, dönemin “Zehir Hafiye” lakaplı İçişleri Bakanı Faruk Sükan’ın istifasını isterler.

Gümüşsuyu’na doğru inen devrimci gençler öfkelidir. Arkadaşları Vedat Demircioğlu komadadır. 6. Filo, Dolmabahçe’de demirlidir. Devrimci Öğrenci Birliği (DÖB) üyesi devrimci öğrenciler ile Türkiye İşçi Partisi (TİP) çizgisindeki Fikir Kulüpleri Federasyonu (FKF) üyesi devrimci öğrenciler arasında kısa bir tartışma yaşanır. FKF üyesi öğrenciler yürüyüşün bitirilmesini, DÖB üyesi öğrenciler ise Dolmabahçe’ye inilmesini istemektedir. FKF yöneticilerini ve İTÜTB başkanı Harun Karadeniz’i dinlemeyen DÖB üyesi öğrenciler, yürüyüşe devam eder.

Koşarak yokuş aşağı Dolmabahçe’ye inen öğrenciler, sahildeki ABD askerlerinin irtibat bürosunu ateşe verip, ABD kamyonlarını devrilirler. Dolmabahçe’nin yollarına “6. Filo defol” yazıları yazılır. Gemilerine botla dönmeye çalışan Amerikalı erler, dövülerek denize atılır. Gelen botlar erleri denizden toplayarak gemiye taşırlar. Olaylar saatlerce sürer, protestoya öğrencilerin yanı sıra halk da katılacaktır.

Sözü, “Bu Kanın Hesabı Ergeç Sorulacak!” röportajında olayları anlatan Yaşar Kemal’e bırakalım:

Saat 1’de Gümüşsuyu yokuşu çıkıldı. Delikanlılarımız üç bini geçkindi. Atatürk anıtına gidildi ve konuştular. Tutsak bir memleketin genci olmanın utancı yüzlerinde, yüreklerindeydi. Onu dile getirdiler. Ve Taksim’den delikanlılar utancından elini yüzüne kapamış Dolmabahçe rıhtımına indiler. Ve kırdılar döktüler. Ve Amerikan istila ordusunun erleri kendilerini denize attılar. Ve onları savaş gemisinin motorları topladı. Bir iki sivil polisi döğdüler. Bir sivil polis gençlere tabanca çekti. Bir teğmen polisin tabancasını elinden aldı. Polisi çok hırpaladılar. Oradan gençler üniversiteye döndüler. Karşı koymanın insanca mutluluğu yüzlerindeydi ve Teknik Üniversite hoparlöründen konuşuyorlardı:

Türkiye’yi bağımsızlık yolundan hiçbir güç çeviremez. Amerika Türkiye’den er geç kovulacak. Ve yurt içindeki yamaklarını toplayarak, kurtuluş savaşında olduğu gibi defolup gideceklerdir. Yaşasın bağımsız Türkiye…

20 Temmuz 1968’de İstanbul’daki öğrenci örgütleri Beyazıt’ta “Amerika ve Emperyalizmi Protesto Mitingi” düzenler. Mitingde Prof. İdris Küçükömer, Çetin Altan, Harun Karadeniz, Kazım Kolcuoğlu, Osman S. Arolat ve Fahri Aral birer konuşma yapar. Ankara, İzmir, Trabzon, Burdur ve Eskişehir’de de protesto gösterileri düzenlenir.

Pencereden atıldıktan iki saat sonra hastaneye kaldırılan Vedat Demircioğlu, bütün çabalara rağmen komadan çıkamayarak 24 Temmuz’da yaşamını yitirir. Vedat’ın dövüldükten sonra ölüme terk edilişini Harun Karadeniz, şu satırlarla anlatır: “Elliye yakın arkadaşımız bayıltıncaya kadar dövülmüştü. Vedat Demircioğlu dövülüp pencereden atılmış ve sonra da üç yüz metre kadar ayaklarından tutularak yerde tekmelenerek sürüklenmiş ve PTT önünde öldü diye terk edilmişti.”

Vedat, 300 metre sürüklendikten sonra ardında kan izleri kalır. Ertesi gün arkadaşlarının kan izlerinin bittiği yere yerleştirdikleri üzerinde “Kan izlerini takip et!” yazılı döviz hafızalardan silinmeyecektir. Olay, kaza olarak “kabul” edilerek, failleri aranmaz…

1943 Konya doğumlu, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi üçüncü sınıf öğrencisi, TİP ve FKF üyesi olan Vedat Demircioğlu’nun 24 Temmuz 1968’de ölümü üzerine devrimci öğrenciler eylem kararı alır. İTÜ ve Aksaray’daki TİP binasında toplanan öğrenciler kollarına taktıkları siyah bantlarla Vilayet’e doğru yürüyüşe geçer. İTÜ öğrencilerinden yaklaşık 100 kişilik bir grup, öğle saatlerinde Vilayet’e üzerinde “Katiller” yazan bir çelenk bırakır. İstanbul Üniversitesi önünde toplanan, Deniz Gezmiş’in de aralarında bulunduğu DÖB üyesi öğrencilerin yürüyüşü Çemberlitaş’ta durdurulur. Polisle çıkan çatışmada 47 öğrenci tutuklanır.

23 Temmuz 1968’de, Konya’da, Türkiye Öğretmenler Sendikası (TÖS) ile Türkiye Milli Talebe Federasyonu (TMTF) tarafından “Emperyalizmi Kınama” mitingi düzenleme çabaları, gerici çevrelerin başını çektiği 19 örgütün baskısıyla olay çıkmaması için ertelenir. Gericiler, miting bahanesiyle şehirdeki sol gazete, dernek ve parti binalarına ve gazinolara, içkili lokantalara ve pavyonlarla saldırarak yerle bir ederler.

25 Temmuz’da Vedat’ın cenazesi kaldırılacaktır. Ancak, cenaze polis tarafından gece Demircioğlu’nun ailesine teslim edilerek Konya’ya doğru yola çıkarılır. Vedat Demircioğlu, öğle saatlerinde memleketinde üç bin kişinin katıldığı bir törenle, sloganlar eşliğinde toprağa verilir.

Aynı günün sabahı İstanbul Üniversitesi’nde bir anma töreni düzenlenir. Öğretim üyeleri ve öğrencilerin katıldığı törenden sonra DÖB üyesi öğrenciler, Vedat Demircioğlu’nun sembolik tabutu ile Vilayet’e doğru yürüyüşe geçerler. “Hükümet İstifa”, “Katil Sükan” sloganlarıyla yürüyüşe geçen gençlerin önü Cağaloğlu’nda kesilir. Polis ile öğrenciler arasındaki çıkan çatışma ara sokaklarda devam eder. Polisin sert müdahalesi sonucunda çok sayıda öğrenci yaralanırken, gözaltılar olur. Olaylar askerler tarafından önlenir.

“Nedir iktidarın ve patronların bizden istediği?”

28 Temmuz’da Ankara’da “Dolmabahçe Direnişi”ne destek vermek isteyen devrimci öğrenciler, TBMM önünde meclisin hemen toplanmasını sağlamak için sessizce yere oturarak eylem yaparken polis tarafından tutuklanarak adliyeye sevk edilirler. Tutuklanan arkadaşlarına destek vermeye giden öğrenciler burada polis tarafından saldırıya uğrarlar. Binaya yeni girmekte olan Savaş Atalay, coplardan kurtulmak için kendini caddeye attığı sırada hızla gelen bir minibüsün altında kalır. Hastanede bütün çabalara karşın kurtulamayan Atalay ölür. 1945 Manisa doğumlu, Ankara Erkek Yüksek Öğretmen Okulu öğrencisi ve TİP üyesi Savaş Atalay, Vedat Demircioğlu’nun ardından 1968 Temmuz’unun ikinci kaybı olur.

27 Temmuz 1968’de devrimci öğrencilerin çıkardığı Dolmabahçe Direnişi gazetesi 6. Filo’ya neden karşı çıkıldığını şu satırlarla anlatır: “Nedir iktidarın ve patronların bizden istediği? ‘Amerika’nın sınırları Kars’tan başlar’ diyen bir başkanın ülkesinin askerlerine alkış mı tutmalıydık? Açık denizlerde aylarca kaldıktan sonra cinsel bunalımlarını gidermek için gelen kişileri Amerikan genelevleri biçiminde çalışan otellere taşıyan komisyoncular mı olsaydık? Kendi ülkesinde yaşayan zencilere insanlık hakkı tanımayanların askerlerine çiçek mi verseydik? İnsan haklarından, barıştan söz eden liderleri kurşunla susturulan ülkenin askerlerine selâm mı dursaydık? Doğal kaynaklarımızdan sömürdüklerini, İstanbul sokaklarında dolaşan askerlerinden dilenerek mi geri alsaydık? Daha dün Kıbrıs olayında karşımıza çıkanlara sevgi gösterisinde mi bulunsaydık? İktisaden daha güçlü olabilmek için kasıtlı olarak sürdürdüğü savaşta Vietnam halkına işkence edenleri el-etek öperek karşılayan kişiler mi olsaydık? Evet, iktidar ve patronlar bunları istiyor gençlikten. Gençlik ise iktidar ve patronların yolunda değil, halkın yolunda ilerliyor.”

Ruhi Su’nun Vedat Demircioğlu’nun ardından “Bir sabah uykusunda / Polisi saldırdılar / Demircioğlu Vedat’ı / Coplarla öldürdüler / Coplarla yumruklarla / Vurdular öldürdüler” diye başlayan “Bir Sabah Uykusu”nda marşı (Sabahın Bir Sahibi Var albümünden, 1977), Demircioğlu’nun mücadelesini sürdüren arkadaşlarının dilinden düşmeyecek, Vedat Demircioğlu, devrimci öğrencilerin yaptıkları eylemlerde, yürüyüşlerde bayrak olacaktır.

Söz yine Yaşar Kemal’de: “Ve 17 Temmuz 1968 in kanlı gecesi Türk tarihinin unutulmaz gecesi olarak kalacaktır. Ve Türkler kuşaklar boyunca bu gecenin adına ‘Utanç Gecesi’ diyeceklerdir.”

1+1 Forum

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

› tags: 6.Filo / ABD emperyalizmi / Vedat Demircioğlu /

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.