vladimir_lenin

Lenin’in 96’ıncı ölüm yıldönümü vesilesiyle…

İşçilerin Sesi - 21 Ocak 2020 - Dünya Solu

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

Rus Devriminin en tananmış lideri olan Lenin (Vladimir İliç Ulyanov Lenin) 21 Ocak 1924’te öldüğünde, henüz 54 yaşındaydı. Çok genç yaşta ölümüne rağmen, koca bir kıtada işçi sınıfını iktidara taşıyan bir siyasetin lideri olmuştur. Hem devrimci siyasal strateji açısından hem de bu stratejiyi somutlayabildiği bir devrimin olmazsa olmazı Bolşevik Parti’yi inşa edebilmesi sebebiyle Lenin bir semboldür. Lenin’i ‘özel’ yapan şey onun siyasal mücadelesinin başarılı olması, Ekim Devrimi’nin gerçekleşmesidir.

Lenin, çağının diğer devrimci önderlerinden sadece biri olarak da anılabilirdi. Rosa Lüksemburg, Troçki gibi. O vakit, sadece onun öngörülerinin bugüne taşınan yanları, doğrulukları üzerinde durmakla sınırlı kalacaktık. Ancak Lenin dendiğinde karşımıza çıkan başka bir fotoğraftır: Büyük bir devrimin zafere ulaşmasını sağlayan anahtar kişidir.

96 yıl sonra Lenin’in başarılarını anlatmaktan çok, neredeyse 100 yılı bulan eksikliği koşullarında siyasal programını, örgüt/parti anlayışını, ulusal sorundan tutun da uluslararası partinin (Enternasyonal) oluşturulmasına kadar bir dizi önemli siyasal adımı neden atıp atamadığımızı sorgulamalıyız.

Lenin’in vasiyeti

Lenin, Ekim Devrimi ile sınırlı ele alındığında bile, o günlerde yaptığı uyarılarda kendisinden sonraki yüzyıla damgasını vuran siyasal farklılıkların izlerini, ipuçlarını sunar.

Bu bakımdan en açıklayıcı metin Lenin’in ‘Vasiyeti’ kabul edilen, hastalığı sırasında karısına yazdırdığı notlardır. Partinin geleceğine dair bazı öngörülerde bulunmuştur. Gelecekte partide yaşanması muhtemel bölünmelere karşı öneriler yapmıştır.

Bu notlardan ilki Stalin ve Troçki eleştirisidir. Lenin şöyle demektedir:

Yoldaş Stalin, Genel Sekreter olur olmaz elinde büyük bir güç biriktirmeye başladı. Bu yetki ve gücü gerekli özenle kullanacağına dair emin olamıyorum. Diğer yandan yoldaş Troçki ise İletişim Halk Komiserliği başlığında da görüldüğü gibi Merkez Komite iradesine karşı yürüttüğü mücadele sırasında önderlik kabiliyetlerini göstermiştir. Belki de halihazırdaki Merkez Komitedeki en kabiliyetli kişidir ancak kendisine aşırı güvenmekte ve işlerin sadece yönetsel taraflarıyla ilgilenmektedir.

Halihazırdaki Merkez Komitesinin öne çıkan bu iki liderinin bahsettiğim özellikleri eğer Parti önlem almazsa ileride bir bölünmeye yol açabilir, bu ayrışma beklenmedik bir anda yaşanabilir.

Lenin, Stalin’in Genel Sekreterlik konumunda bulunmasını da isabetli görmez ve bu görevden alınmasını önerir:

Stalin çok kaba; biz komünistler arasında bu kötü özellik katlanılabilir olsa da Genel Sekreterlik makamı için tahammül edilemezdir. Bu yüzden yoldaşların Stalin’i o konumdan almanın bir yolunu bulması ve Yoldaş Stalin’den bu açıdan farklı bir yoldaşı aynı göreve getirmenin bir yolunu bulmaları gerektiğini düşünüyorum; daha anlayışlı, daha sadık, daha saygılı ve yoldaşlarına karşı daha düşünceli, daha az kaprisli vb. Bu durum ayrıntı olarak değerlendirilebilir. Ancak partide olası bir bölünmenin engellenmesi açısında Stalin ile Troçki’nin ilişkisiyle ilgili yazdıklarım önemsiz değildir, belirleyici olabilecek bir ayrıntıdır.

Lenin Nisan 1923’te yapılacak olan XII. Kongre’de bu notların okunmasını istiyordu. Ancak kongre öncesinde geçirdiği beyin kanaması yüzünden felç oldu, konuşma yeteneğini kaybetti. Eşi Nadejda Krupskaya Lenin’in iyileşeceğini umuyordu ve notları sakladı. Krupskaya ölümünden sonra notları Merkez Komitesine verdi ve 1924 yılının Mayıs ayında yapılacak XIII. Kongrede okunmasını istedi.

Maalesef, Lenin’in vasiyetinde de sözünü ettiği olgular doğrulandı. Vasiyetin ‘şartlı’ okunmasına karar verildi. Yani, her bölge delegeleri vasiyeti ayrı ayrı okuyacak, eş zamanlı okuma olmayacak, vasiyet hakkında not alınmayacak, Kongre süresince vasiyetten bahsedilmeyecek…

Vasiyetin ‘şartlı’ okunmasına son verecek olan Stalin’in 1953’te ölümü olacaktır. Onun ölümünden sonra kamuoyu vasiyetten açıkça haberdar oldu.

Vasiyet bir simgeydi. Onun serüveni, Sovyetler Birliği’nde Leninist çizginin savunulmasından vazgeçilmesinin de sembolü oldu.

Lenin’in reddi…

Vasiyetle ilgili uzun alıntıya başvurmamızın nedeni, Lenin’in devrimci savunusunun önündeki engellerin başlangıcına işaret etmektir.

Lenin’in ölümünden sonra onun siyasetini savunmanın anlamı Sovyetler Birliği yöneticileri için başkaydı: Devlet ve siyaset sahasında bürokratik çıkarlarını koruma amaçlı bir Lenin ortaya çıktı. Lenin’i devrimci anlamıyla savunma görevi bürokrasiye karşı muhalefet bayrağı açanlara, Sol Muhalefet’e düşmüştür.

Sovyetler Birliği dev devlet aygıtı, ekonomik gücü ve ulusal komünist partiler üzerindeki yaptırım kabiliyeti sayesinde yeni bir Lenin portresi, aslı olmayan yeni devrim tarihi yazdı. Bunun en yaygın bilineni 1936’da yazılan SBKP Tarihi isimli kitaptır. 1936 yılı sahte yargılamaların başladığı yıldır: Bolşevik Parti’nin 1917 devrimi kadrolarından sadece Stalin’in geride kaldığı diğerlerinin ya sürgün ya ölüm cezasıyla imha edildiği ya da intihara sürüklendiği zamandır.

Yeni Lenin portresi ve Devrim Tarihi ile Lenin’in devrimci siyaseti ve devrimci parti kurgusu yerle bir edilmiş, tek ülkede sosyalizm ve ulusal sosyalizm anlayışıyla Ekim Devrimi’nin neredeyse tüm önemli kazanımları Sovyet Bürokrasininin çıkarlarına uygun hale getirilerek devrimci önemleri yok edilmiştir. Bu tahribatın siyasal bedeli ağır olmuştur.

Lenin zamanı…

Yüz yıla yakın zamandır Lenin adına ortaya konan ana akım siyaset önce Sovyetler Birliği’nde sonra da Dünya üzerinde yoksullara, işçilere o kadar yabancılaşmıştır ki, bugün onlarca ülkede işçi sınıfı, emekçiler ve yoksullar ayakta olmasına rağmen, halk isyanlarının liderlerinin ilk aklına gelen Lenin’i referans almak olmuyor. Ya da bugünkü Rusya’daki kitlelerin aklına da Lenin ilk gelen lider olmamaktadır.

Kuşkusuz Stalinist bürokrasiye suçu yükleyip işin içinden çıkamayız. Böyle bir kolaycılık bugünü açıklamaya yetmez. Stalinizmin uluslararası dev gücü karşısında zayıf kalan Sol Muhalefet geleneğinin devamcıları olan enternasyonalist komünist hareket/Troçkist hareket de üzerine düşeni yerine getirememiştir. İşçilerle, yoksullarla buluşamamıştır.

Bugün Dünya durumu kapitalizmin spazmlarıyla bir krizden diğerine sürüklenirken, Lenin’i politik bir simge olmanın ötesinde bir strateji, program ve örgüt olarak kavrayıp pratikte canlı bir organizmaya dönüştürmeye olan ihtiyaç, acil bir görev olarak karşımızda duruyor.

Türkiye’de ve Dünya’da en acil görev, Lenin’de ifadesi olunan devrimci Marksist perspektifin somutlanması için işçi sınıfı arasında her düzeyde mücadele etmekten başkası değildir.

 

İşçilerin Sesi Gazetesi web sayfasından alınmıştır. 

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

› tags: V.İ.U.Lenin /

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.