radek

Zaferin örgütleyicisi Lev Troçki – (Karl Radek)

Sol Defter- Haber - 21 Ağustos 2020 - Dünya Solu

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

Çeviri: Merve F. Şanlıdağ

Kaynak: Dördüncü Enternasyonal, Cilt 5 No. 8, Ağustos 1944, sayfa 239–241.

trockist.net

Aşağıda okuyucularımızla paylaştığımız makale ilk olarak 1923 yılında Bolşevik Parti’nin yayın organı Pravda’da yayımlanmış ve İngilizce çevirisi aynı yıl Komintern’in basın bülteni Inprecor’da yapılmıştır. Dolayısıyla Radek’in, Kızıl Ordu’nun yaratılmasında ve iç savaş zaferlerinde Troçki’nin rolüne dair değerlendirmesi, o zamanın tüm komünist hareketi tarafından yapılan resmi övgünün bir parçası ve gereğidir. Radek metni, 1923’ün Ocak ayında Lenin felç krizi geçirdikten kısa bir süre sonra kaleme almıştı. Metnin yazarının sonraki sefil kaderine rağmen makale büyük önemini korumaktadır. Bu makale, devrimin büyük örgütleyici dehasına, onun yanında savaşan bütün bir neslin gösterdiği takdirin bir ispatıdır. Stalinist tahrif aygıtının Troçki’nin Ekim Devrimi ve İç Savaş sırasında oynadığı rolü sansürleme ve çarpıtma çabalarının nafile bir uğraş olduğu tarih tarafından zaten ortaya kondu. Bu çabalar, Radek’in deyişiyle “Rus Devrimi’nin geçmişindeki bu parlak sayfanın daima Lev Davidoviç Troçki’nin adıyla anılacağı” gerçeğini silemez. Makale marxists.org sitesindeki orijinalinden, ilk defa Türkçeleştirilmiştir. [1]

Karl Radek (d. 31 Ekim 1885 – ö. 19 Mayıs 1939): Marksist kuramcı, Bolşevik siyasetçi ve Sovyet hükümeti görevlisi. 1904’te II. Enternasyonal’in Polonya ve Litvanya partisine katıldı. Polonya ve Almanya Sosyal Demokrat Partilerinde çalıştı. 1905 Rus Devrimi’nde yer aldı. 1907’de tutuklandı ancak gözetimden kaçarak Almanya’ya yerleşti. 1911’de Kautsky’nin emperyalizm tanımına karşı mücadeleyi ilk başlatanlardan oldu. Polonya partisinde Jogiches ve Lenin arasında yaşanan ayrışma sırasında Lenin’in tarafında kaldı. 1912’de, daha sonra Spartakist önderlerin önde gelenlerinden olacak olan August Thalheimer’ın davetiyle Göppingen’e geldi ve Alman partisinin Freie Volkszeitung gazetesini yönetti. Lokal örgütteki revizyonistlere karşı mücadele etti ve 1913’te Alman partisinden ihraç edildi. Vladimir Lenin, Lev Troçki, Karl Liebknecht ve Anton Pannekoek gibi figürler bu kararı protesto etti. Birinci Dünya Savaşı’nda Troçki’nin örgütlediği Zimmerwald Konferansı’na katıldı ve Lenin ile Bremen Solu arasında köprü oldu. 1916’daki İrlanda Paskalya Ayaklanması üzerinden Lenin ile polemiğe girdi; Lenin ayaklanmayı destekleyici pozisyondayken Radek’in düşünceleri farklıydı. 1917’de, Lenin’i de taşıyan meşhur Mühürlü Tren ile Rusya’ya dönmeye çalıştı ancak diğerlerinin aksine sınırda alıkondu. Stockholm’e gitti ve orada temel Bolşevik dokümanları Almanca’ya çevirdi ve Russische Korrespondenz-Pravda ile Bote der Russischen Revolution gazetelerini yayımlamaya başladı. Ekim Devrimi’nden sonra Rusya’ya dönebildi ve Dış İşleri Halk Komiserliği Başkan Yardımcılığı görevini üstlendi. Brest-Litovsk Görüşmeleri’nde yer aldı. Mart 1918’de Brest-Litovsk Barış Antlaşması’nı imzalayan Sovyet delagasyonundaki bu görevi sırasında Alman askerleri arasında etkili bir anti-militarist ve sosyalist propaganda yürüttü. Aralık 1918’de illegal bir biçimde Almanya sınırından geçti ve Aralık’ın sonunda Berlin’e vardı. Almanya Komünist Partisi’nin kuruluş kongresine ve tartışmalara katıldı. Spartakist Ayaklanması’na katıldı ve 12 Şubat 1919’da tutuklanarak, Ocak 1920’ye kadar tutulacağı Moabit hapishanesine gönderildi. Rusya’ya dönünce Komintern Sekreterliği görevini üstlendi. 1923’te Komintern partilerini Almanya’da faşizmin güçlenişi hakkında ilk uyaranlardandı. 1923’te Troçki’nin önderliğindeki Sol Muhalefet’e katıldı ve bu tercihi dolayısıyla cezalandırılarak Merkez Komite’den çıkarıldı. 1925’te Sun Yat-Sen Üniversitesi’nin müdürü olarak atandı. Komintern’in Çin’de sürdürdüğü aşamacı stratejiye karşı üniversitede Çinli öğrencilerle bir muhalefet grubu oluşturdu ve Stalin’in “tek ülkede sosyalizm” kuramını kamuya açık bir şekilde yerdi. 1927’de üniversitedeki görevinden alındı ve aynı yıl partiden atıldı. Leningrad’da 1927’nin Kasım ayında, Ekim Devrimi’nin 10. yıldönümü kutlayan bir Sol Muhalefet mitinginin organize edilmesine katıldı; miting Stalinist polis tarafından dağıtıldı. 1928’de, bütün Sol Muhalefet önderleri gibi sürgüne gönderildi. 1929’da Stalin’e uyarlandığını deklare eden bir belge imzalayarak teslim oldu. Sol Muhalefet’in saklı üyelerinden olan GPU yetkilisi Yakov Blumkin’in Büyükada’daki Troçki’ye mektup taşıdığı bilgisini paylaşan Radek, Muhalefet tarafından hain ilan edildi. Blumkin kısa süre sonra kurşuna dizildi. Radek’in ihaneti ödüllendirildi ve 1930’da partiye kabul edildi. Teslim olan bütün eski Sol Muhalefet önderleri gibi 1936’da tutuklandı, 10 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Stalinist gizli polis tarafından çalışma kampında öldürüldü. 20’nin üzerinde kitabı ve birçok makalesi vardır.

***

Tarih, partimizi çeşitli görevlere hazırlayagelmiştir. Ancak devlet aygıtımız veya ekonomik faaliyetimiz ne kadar kusurlu olsa da, partinin tüm geçmişi yeni bir ekonomik düzen ve yeni bir devlet aygıtı oluşturmaya psikolojik olarak hazırlanmıştır. Tarih bizi diplomasiye bile hazırlamıştır. Dünya politikasının Marksistlerin zihnini hep meşgul ettiğinden bahsetmeye pek gerek yok. Bununla birlikte, diplomatik tekniğimizi kusursuz hale getiren şey Menşeviklerle yapılan sonsuz tartışmalar oldu ve Yoldaş Çiçerin [2] diplomatik nota vermeyi o mücadeleler sırasında öğrendi. Ekonominin mucizesini yeni yeni öğrenmeye başlıyoruz. Devlet aygıtımız çatırdıyor. Ancak tek bir şeyde son derece başarılı olduk: Kızıl Ordu’muzda. Bunun yaratıcısı ve merkezî iradesi Yoldaş Lev Davidoviç Troçki’dir.

Alman ordusunun yaratıcısı General Moltke, diplomatların kaleminin askerlerin kılıcının çıkardığı işi mahvedebileceği tehlikesinden sık sık bahsetmiştir. Aralarında klasik yazarlar olsa da dünya genelindeki savaşçılar, kalemle kılıcı karşı karşıya getirmiştir. Proleter devriminin geçmişi, kalemin tekrar kılıç şeklinde dövülebileceğini göstermektedir. Troçki dünya sosyalizminin en iyi yazarlarından biri olmasına rağmen bu edebi avantajlar onu ilk proleter ordusunun lideri ve örgütleyicisi olmaktan alıkoymamıştır. Devrimin en iyi politika yazarının kalemi tekrar kılıç şeklini almıştır.

Marksist askerî literatür kısıtlıydı

Bilimsel sosyalizm literatürü Yoldaş Troçki’ye yardımcı oldu, ancak partinin dünya emperyalizmi tehdidi karşısında yüz yüze geldiği sorunların çözümünde bu yardım çok küçüktü. Savaş öncesi sosyalist yazının tamamına baktığımızda, askerî konular üzerine yalnızca dört çalışma görmekteyiz (Engels’in Anti-Dühring’indeki strateji geliştirmeye yönelik bazı bölümleri gibi az bilinen birkaç çalışması ve Mehring’in Lessing üzerine muhteşem kitabının Büyük Friedrich’in savaş faaliyetleriyle ilgili bazı bölümleri hariç): August Bebel’in milis üzerine broşürü; Gaston Moch’un milis üzerine kitabı; Schulz’un savaş tarihi üzerine iki cildi ve Jaurès’in Fransa’da milis fikrinin propagandasına yönelik kitabı. Schulz ve Jaurès’in çok kıymetli kitapları dışında, sosyalist yazının Engels’in ölümünden itibaren askerî konular üzerine yayımladığı her şey kötü ve amatörceydi. Ancak Schulz ve Jaurès’in bu eserleri bile Rus Devrimi’nin neyle karşı karşıya olduğu sorusuna bir cevap bulamadı. Schulz’un kitabı, son birkaç yüzyılın strateji ve askeri örgütlenme biçimlerinin gelişimini incelemekteydi. Bu kitap, tarihsel araştırmanın Marksist yöntemlerinin uygulanmasına yönelik bir teşebbüstü ve Napolyon dönemiyle son buluyordu. Jaurès’in parlak ve zekice kitabı ise onun askerî örgütlenme sorunlarına tam anlamıyla aşina olduğunu göstermektedir, ancak bu becerikli reformizm temsili, kapitalist orduyu bir ulusal savunma aracı haline getirmede ve burjuvazinin sınıf çıkarlarını savunma işlevinden azat etmede endişeli olduğu temel bir hataya düşmektedir. Dolayısıyla Jaurès militarizmi geliştirme eğilimine tutunamamış ve savaş sorunundaki abes demokrasi fikrini ordu sorununa taşımıştır.

Kızıl Ordu kavramının kökeni

Yoldaş Troçki’nin savaştan önce kendini askerî bilgi sorunlarıyla ne ölçüde meşgul ettiğini bilmiyorum. İnanıyorum ki bu tür sorulara dair üstün içgörülerini kitaplardan kazanmadı, aksine bu yöndeki dürtüsünü dünya savaşının son provası olan Balkan Savaşı’ndaki muhabirlik görevinde edindi. Fransa’daki (savaş sırasında) geçici ikameti sırasında savaş tekniği ve ordu mekanizması konusunda bilgi birikimini derinleştirmiş olması muhtemeldir. Kiev Mysl gazetesine dahiyane savaş taslaklarını oradan göndermişti. Ordu ruhunu ne kadar muhteşem bir şekilde kavradığı bu çalışmada görülebilir. Marksist Troçki’nin tek gördüğü ordu, top ve teknik gibi harici disiplinler değildi. O aynı zamanda savaş aygıtı işlevi gören yaşayan insanları, savaş meydanında büyüyen taarruzu da gördü.

Troçki, Enternasyonal’in çürüme nedenlerinin ayrıntılı bir analizini sunan ilk broşürün yazarıdır. Troçki, bu büyük çürüme karşısında bile sosyalizmin geleceğine dair inancını kaybetmemiştir. Aksine, burjuvazinin kendi zaferini sağlama almak amacıyla birleşik proletaryaya işlemeye çabaladığı tüm özelliklerin yakında burjuvazinin aleyhine döneceğinden ve yalnızca devrimin değil aynı zamanda devrimci orduların da zemini işlevi göreceğinden son derece emindi. Ordunun sınıf yapısını ve ordu ruhunu kavrayışını gözler önüne seren en dikkate değer belgelerden biri, Kerenski taarruzunda yaptığı konuşmadır (ilk Sovyet Kongresi’nde ve Petrograd İşçi ve Asker Konseyi’nde olduğunu düşünüyorum). Troçki, konuşmasında taarruzun yalnızca teknik ve askerî açından değil, aynı zamanda ordunun durumunun politik analizi temelinde de başarısız olacağını öngörmüştü.

“Siz,” dedi Menşeviklere ve SR’lara hitaben, “hükümetten savaşın hedeflerinin revizyonunu talep ediyorsunuz. Bunu yaparak, Çarlık’ın ve burjuvazinin duyulmamış fedakarlıklar istediği orduya, eski hedeflerin Rus köylüleri ve proletaryasının çıkarlarına karşılık gelmediğini söylemektesiniz. Savaş hedeflerini revizyondan geçirmediniz. Çarın ve vatanın yerini alabilecek hiçbir şey yaratmadınız, buna rağmen ordudan kanını bir hiç için dökmesini istiyorsunuz. Hiçlik için savaşamayız ve maceranız yıkımla sonlanacaktır.”

Troçki’nin Kızıl Ordu’nun örgütleyicisi olarak yüceliğinin sırrı, soruna yönelik tavrındadır.

Büyük askeri yazarların tümü, savaşta moral etmenin son derece belirleyici öneminin altını çizerler. Clausewitz’in harika kitabının yarısı bu soruya adanmıştır. İç savaştaki zaferimiz bütünüyle, Troçki’nin savaşta moral etmenin önemine dair bu bilginin gerçekliğimize nasıl uygulanacağını bildiği koşullar sayesindedir. Çar yanlısı eski ordu parçalandığında, Kerenski hükümetinin savaş bakanı Verkhovsky eski askerî sınıfların tasfiye edilmesini, cephenin arkasındaki askeri yetkililerin kısmen azaltılmasını ve ordunun yeni unsurlarla yeniden örgütlenmesini teklif etmiştir. Yönetimi ele geçirip siperleri boşalttığımızda pek çoğumuz aynı teklifte bulunduk. Ancak bu fikir tam anlamıyla bir ütopyaydı. Kaçan Çarlık ordusunun yerini yeni kuvvetlerle doldurmak imkânsızdı. Bu iki dalga kesişip birbirlerini keserdi. Eski ordunun tamamen dağıtılması gerekiyordu; yeni ordu, Sovyet Rusya’nın işçilere ve köylülere devrimin kazanımlarını savunmaları için gönderdiği uyarı üzerine kurulabilirdi ancak.

Nisan 1918’de, zaferimizden sonra orduda kalan en iyi Çarcı subaylar, ordunun örgütlenmesi planını hazırlamak için yoldaşlarımızla ve Müttefiklerin bazı askerî temsilcileriyle bir araya geldiler. Troçki bu planı günlerce sükûnetle dinledi (bu sahneyi net anımsıyorum). Bunlar, gözlerinin önünde gerçekleşen ayaklanmayı kavrayamamış insanların planlarıydı. Bir ordunun eski kalıplara göre nasıl örgütleneceği sorusuna her biri yanıt verdi. Ordunun üzerine kurulu olduğu insan malzemesinde biçimlenen değişimi kavrayamamışlardı. Yoldaş Troçki’nin Savaş Komiseri sıfatıyla örgütlediği ilk gönüllü birliklere savaş uzmanları nasıl da gülmüştü! En iyi Rus askerî yazarlardan biri olan Borisov, tekrar tekrar rastlamak zorunda kaldığı o Komünistlere, bu girişimin hiçbir sonuç vermeyeceğini ve ordunun yalnızca zorunlu askerlik temeli üzerinde kurulup sıkı disiplinle yönetilebileceğini temin etti. Gönüllü birliklerin, yapının üzerine dikileceği sağlam temeller olduğunu ve köylü-işçi kitlelerin, geniş kitlelerin karşısında ölümcül bir tehlike olmadıkça tekrar savaş bayrağı etrafında toplanamayacağını idrak edememişti. Troçki, gönüllü ordunun Rusya’yı kurtarabileceğine tek bir an bile inanmaksızın, onu yeni bir ordunun yaratılması için gereken araç olarak örgütledi.

Burjuva uzmanlardan faydalanma

Troçki’nin örgütçü dehası ve yürekli fikirleri, orduyu yaratmak için savaş uzmanlarından faydalanmaktaki cesur kararlığıyla daha net ifade edilebilir. Her iyi Marksist, iyi bir ekonomik aygıt oluştururken eski kapitalist düzenin yardımının hâlen gerektiğinin bilincindedir. Lenin bu teklifi Sovyet güçlerinin görevleri üzerine Nisan konuşmasında mutlak kararlılıkla savunmuştur. Ancak cumhuriyetin savunusu adına Çar yanlısı subaylarla bir ordu aygıtı yaratabileceğimiz fikri inatçı bir dirençle karşılaştı. Yeni silahsızlandırılan Beyaz Ordu subaylarının tekrar silahlandırılmasını kim aklına getirebilirdi? Bu nedenle çoğu yoldaş sorgulandı. Sözde sol komünistlerin yayın organı Komünist’in editörleri arasında bu sorun üzerine gerçekleşen bir tartışma anımsıyorum; kurmay subaylarının göreve alınması sorunu neredeyse bir ayrılığa yol açmıştı. Gazetenin editörleri ise partinin en iyi tahsil görmüş teorisyenleri ve uygulayıcıları arasındaydı. Bukharin, Ossonski, Lomov ve W. Yakovlev’in adlarını anmak yeterli olacaktır. Savaş sırasında askerî örgütlerimize alınan yoldaşlarımızdan oluşan geniş çevrelerde daha da büyük bir güvensizlik söz konusuydu. Askerî görevlilerin güvensizliğini gidermek ve eski subayların bilgisinden faydalanmayı kabul etmelerini sağlamak ancak Troçki’nin toplumsal gücümüze duyduğu ateşli inançla mümkündü. Bu inanç, savaş uzmanlarının politikalarını bize dayatmalarına izin vermeksizin maharetlerinden faydalanabileceğimiz ve ilerici işçilerin devrimci teyakkuzunun, subayların karşıdevrimci girişimlerinin üstesinden gelebilmelerini sağlayacağı inancıydı.

Troçki’nin kendine çeken enerjisi

Galip çıkmak için, ordunun demir iradeye sahip bir kişi tarafından yönetilmesi ve bu kişinin hem partinin sonsuz güvenine hem de bu güçlü iradeyle, bize hizmet etmeye zorlanan düşmana boyun eğdirme becerisine sahip olması gerekiyordu. Ancak Yoldaş Troçki, en yüksek rütbeli subayları bile enerjisine bağlamayı başarmakla yetinmedi. Daha fazlasını yaptı: Savaş uzmanları arasındaki en iyi unsurların güvenini kazanmayı ve onları Sovyet Rusya’nın düşmanları olmaktan çıkarıp onun sağlam destekçilerine dönüştürmeyi başardı. Brest-Litovsk müzakereleri sırasında Troçki’nin bu zaferlerinden birine tanık olmuştum. Brest-Litovsk’ta bize eşlik eden subaylar, bize karşı çok mesafeli bir tavır takınmışlardı. Yalnızca Bolşevikler ve Alman hükümeti arasında epeydir süregelen bir ticari işin üzerini kapatmaya yarayan bir güldürüye katılıyormuş düşüncesiyle, uzmanlık rollerini büyük bir tenezzülle yerine getirmişlerdi. Ama Troçki’nin Alman emperyalizmine karşı Rus devriminin ilkeleri adına yürüttüğü mücadeledeki tavrı, toplantı salonundaki herkesi, Rus proletaryasının bu tanınmış temsilcisinin moral ve ruhsal zaferini hissetmeye zorladı. Savaş uzmanlarının bize olan güvensizliği, büyük Brest-Litovsk dramasının gelişmesiyle orantılı olarak ortadan kayboldu.

Eski rejimin önde gelen subaylarından olan ve Sovyet Rusya’ya korku güdüleriyle değil de vicdanen yardım etmeye başlayan Amiral Altvater’in bir gece odama gelip şunu dediğini çok net anımsıyorum: “Beni bunu yapmaya zorladığın için buraya geldim. Size inanmamıştım; ancak artık bu ülkeye hizmet ettiğim inancıyla size yardım edeceğim ve görevimi daha önce hiç olmadığı gibi yerine getireceğim.” Troçki’nin en büyük zaferlerinden biri, düşman taraftan bizim tarafımıza yalnızca zorunluluktan geçenleri bile Sovyet hükümetinin gerçekten de Rus halkının refahı için savaştığına ikna etmesiydi. İçteki cepheye karşı kazanılan bu büyük zaferin, düşmana karşı kazanılan bu manevi zaferin, yalnızca Troçki’nin kendisine evrensel itibar kazandıran sağlam enerjisinin değil, yalnızca devrimin iradesiyle ordunun başına getirilen bu sosyalist yazar ve halk liderinin askerî çevrelerde kazandığı yüksek otoritenin ve derin manevi gücün sonucu olmadığı ortadadır. Bu zafer aynı zamanda ordudaki on binlerce yoldaşımızın özverisini, tüm kademelerimizde sıkı disiplini, hedeflerimize doğru tutarlı bir mücadeleyi gerekli kılmıştır. Ayrıca daha dün savaş alanından kaçan kitlelerin, bugün ülkeyi savunmak için çok daha zor koşullar altında yeniden silahlandığı bir mucizeyi de gerektirmiştir.

Bu politik-psikolojik kitle faktörlerinin önemli bir rol oynadığı inkâr edilemez bir gerçektir. Bununla birlikte bu etkinin en güçlü, en yoğun ve çarpıcı ifadesi Troçki’nin karakterinde kendini gösterir. Rus devrimi, en büyük temsilcisinin beyni, sinir sistemi ve kalbiyle hareket etmiştir. Çekoslovakya ile ilk silahlı girişimimiz başladığında, parti ve lideri Troçki, politik kampanya ilkesinin – Lasalle’ın zaten öğrettiği gibi – savaşa ve mücadeleye “çelik gibi argümanlarla” nasıl uygulanabileceğini gösterdi. Tüm maddi ve manevi gücümüzü savaşa yoğunlaştırdık. Tüm parti bunun gerekliliğini kavradı. Ancak bu gereklilik, en iyi ifadesini Troçki’nin çelik gibi duruşunda da bulmaktaydı. Mart 1920’de Denikin’e karşı zaferimizin ardından Troçki parti konferansında şunları söylemişti: “Beyazlara karşı zafer kazanmak için tüm Rusya’yı kasıp kavurduk.” Bu kelimelerde yine zaferi garantiye almak için gereken benzersiz bir irade görürüz. Savaş narasının vücut bulmuş hali olan, tehlike çanlarını çalan, herkesten bu kanlı gerekliliğe şartsız bağlı olmasını talep eden iradenin ta kendisine dönüşecek birine ihtiyacımız vardı.

Lev Davidoviç devrimin canlı örneğiydi

Troçki gibi çalışan, kendine Troçki kadar az zaman ayıran, askerlerle ancak Troçki’nin konuştuğu gibi konuşabilen bir kişi silahlı işçilerin önderi haline gelebilirdi ancak. O, her şeyin tek bir kişide vücut bulmuş haliydi. Uzmanların verdiği stratejik tavsiyeyi enine boyuna düşündü ve toplumsal güçlerin oranını doğru şekilde tahmin ederek birleştirdi. Karargâha gerçek bir ordunun ne olduğunu ve nasıl işleyeceğini gösteren, on bin komünistten oluşan on dört cephenin dürtülerini tek bir harekette nasıl bir araya getireceğini biliyordu. Tüm bunları tek bir stratejik plan ve bir örgüt şeması etrafında nasıl birleştireceğini kavramıştı. Tüm bu muazzam çaba esnasında, moral etmenin savaştaki önemine dair bilginin nasıl uygulamaya konacağını herkesten daha iyi anlamıştı.

Bu strateji uzmanı, askerî örgütleyici ve politikacı kombinasyonu, tüm bu sıkı çalışma boyunca Troçki’nin komünist yazar Demyan Bedny veya sanatçı Moor’un (komünist gazeteler, afişler vb. için siyasi karikatürler çizmiştir) savaş açısından önemini takdir ettiği gerçeğiyle ayırt edici olmaktadır. Ordumuz bir köylü ordusuydu ve işçiler ve işçi sınıfının temsilcilerinin önderliğindeki bu köylü ordusu açısından proletarya diktatörlüğü, Troçki’nin kişiliğinde ve onunla hareket eden yoldaşlarda hayat buldu. Parti aygıtımız aracılığıyla Troçki, savaştan dolayı yorgun düşmüş köylü ordusunu kendi çıkarları için savaştıklarına sonuna kadar ikna edebilmişti.

 Tarihin ayrılmaz bir parçası

Troçki, Kızıl Ordu’yu kurma çabasında tüm partiyle birlikte çalıştı. Parti olmasa bu görevi yerine getiremezdi. Ancak o olmasaydı, Kızıl Ordu’nun yaratılması ve zaferleri kesinlikle çok daha büyük fedakarlıklar gerektirirdi. Partimiz, muhteşem bir ordu kurmayı başaran ilk proleter parti olarak tarihe geçecektir. Rus devrimi tarihindeki bu parlak sayfa daima Lev Davidoviç Troçki adıyla; çalışmaları ve eylemleri, tüm dünyayı fethetmeye hazırlanan yeni nesil işçilerin yalnızca sevgisini kazanmakla kalmayıp aynı zamanda bilimsel çalışmalarında da yer alacak olan bu adamın adıyla hatırlanacaktır.

***

Dipnotlar:

[1] Marxists.org sitesinin notunu da aşağıda paylaşıyoruz.

Bu makalenin 1959 tarihli yeniden basımı aşağıdaki notla yayımlanmıştır:

Lev Troçki’nin olağanüstü karakter özelliklerinden biri, güçlü zekâsını daha önce uzmanlaşmadığı konularla bağlayabilmesiydi. Bunu yaparken öyle yaratıcı bir etkililiğe sahipti ki oldukça kısa bir sürede bu konularda uzman olmakla kalmadı, teori ve pratiğe önemli yeni katkılarda da bulundu. Bu dikkate değer nitelik, Troçki’nin, genç Sovyetler Birliği’ni İç Savaş ve emperyalist müdahaleden kurtaran kahraman Kızıl Ordu’yu neredeyse sıfırdan nasıl inşa ettiğini anlatan bir sonraki makalede savaş sanatı üzerinden örneklendirilmektedir. Makalenin yazarı olan 1885 doğumlu Karl Radek Polonya kökenli, parlak bir Alman devrimci liderdi ve Zimmerwald Konferansı’nın örgütleyicisiydi. Rus Devrimi sırasında Rusya’ya taşınıp Bolşeviklere katıldı ve 1919-1923 yılları arasında Komünist Enternasyonal’in başlıca liderlerinden biri ve Alman ilişkileri uzmanı haline geldi. 1923-1928 yılları arasında Sol Muhalefet’in bir üyesiydi ancak 15. Kongre’de partiden ihraç edilip Sibirya’ya sürgün gönderildi ve kısa süre sonra Stalin’e teslim oldu. 1937 Moskova Duruşması’nda 10 yıl zorunlu çalışmaya mahkûm edilen Radek, muhtemelen 1942’de öldü veya idam edildi. Sonradan yaşadığı ahlaki çöküşe ve sefil sonuna rağmen uzun yıllar boyunca saygın bir Bolşevik lideriydi. 1923’te Pravda’da ve Komintern’in basın bülteni Inprecor’da yayımlanan bu makaledeki değerlendirme yalnızca kişisel bir övgü değildir, aynı zamanda Lenin zamanında Komünist hareketin Troçki’ye dair “zaferin örgütleyicisi” şeklindeki resmi görüşünü de temsil etmektedir.

[2] Georgi Çiçerin o sırada Sovyet Dış İşleri Komiseriydi (1923).

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

› tags: Karl Radek / Kızıl Ordu / Troçki /

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.