Czire’de 14 Aralık 2015’te başlayıp, 2 Mart 2016’ya kadar devam eden sokağa çıkma yasağının üzerinden 5 yıl geçti. Uygulanan bu yasak boyunca 177’si sığındıkları bodrumlarda olmak üzere 288 insan yaşamını yitirdi, yüzlerce kişi de yaralandı. Dört bir yandan ateş altına alınıp, bombalanan ilçede kurşun ve şarapnellerin hedefi olup, yaralananlar, sığındıkları bodrumlarda 9 gün boyunca hastaneye kaldırılmayı bekledi.

AĞABEYİNİN ARKASINDAN GİTTİ

Zeynep Durgut’un Mezopotamya Ajansı’nda yer alan haberine göre evli olan oğlu Adil’in, Nur Mahallesi’ne yönelik saldırılar sırasında yaralandığını dile getiren anne Küçük, haberi alan diğer oğlu Agit de ağabeyinin arkasından gidip, bir daha dönmediğini belirtti.

Sokağa çıkmanın yasak olması nedeniyle yaralı oğlunu nasıl kurtarabileceğini düşünüp, dururken, fenalaşan yaşlı bir kadını almak üzere bulundukları sokağa gelen ambulansı gördüğünü söyleyen Küçük, koşup bindiği ambulanstan Cizre Belediyesi önünde indiğinde çocuğunu arayan bir sürü anne ile karşılaştı.

‘TOP ATIŞLARI YAPILIYORDU’

Bodrumdakiler arasında bulunan Mehmet Tunç’u telefon aradıklarını paylaşan anne Küçük, “Tunç, yaralıların nerede olduğu söyleyemiyordu. Çünkü söylediği gibi yerleri tespit edilip, top atışları yapılıyordu. Oğlum Nur Mahallesi’nde yaralandıktan sonra Cudi Mahallesi’ndeki taziye evine, oradan da bodrumlara götürülmüş” diye belirtti.

TÜLBENTLERİYLE BODRUMLARA YÜRÜDÜLER

Yapabilecekleri sınırlı olan anneler, odun parçalarına beyaz tülbentlerini bağlayıp, insanların sığındığı o bodrumlara yürüdü. Anne Küçük, sonrasında yaşananları ise, “Fakat polisler bizi engelledi ama vazgeçmedik. Ertesi gün 21 anneyle bodrumlara doğru yürüdük ama polisler yine etrafımızı sardı ve bizleri gözaltına aldı. Emniyete götürüp, para cezası kestikten sonra bizi serbest bıraktılar” sözleriyle anlattı.

4 GÜN ARAYLA YİTİRDİ

Tüm engellemelere rağmen bodrumlara doğru yürümekten vazgeçmediklerini dile getiren Küçük, şöyle devam etti: “4 kere yürüdük ama sonuç alamadık. Aradan birkaç  gün geçtikten sonra TV’lerin alt yazılarında ‘Adil Küçük yaşamını yitirdi’ diye bir yazı gördüm. O an dünyam başıma yıkıldı. Cenazesini de Silopi’ye götürmüşlerdi. Cenazemizi alıp Cizre’de defnetmek istiyorduk ancak polisler izin vermedi, Şırnak’ta defnettik. Daha Adil’in ölümünün üzerinden 4 gün bile geçmemişti ki onun peşinden giden oğlum Agit’in de bodrumlarda katledildiği haberi geldi. Agit’in vefat haberini duyduktan sonra öyle bir çığlık attım ki, insanlık utandı kendinden.”

‘BARIŞ İÇİN MÜCADELE EDİYORUM’

Yaşananları hiçbir zaman unutmayacağını vurgulayan Küçük, “İki oğlum 4 gün arayla katledildi. Ama ben bir gün bile savaş istemedim ve istemeyeceğim de. O zaman nasıl elimde beyaz tülbentle savaşa karşı yürümüşsem, şimdi de barış için mücadele ediyorum” sözlerini sarf etti.

Yaşananların binlerce tanığından biri olan Safiye Tunç’un (50) o günlere dair anlatımları da oldukça çarpıcı.

CENAZESİ 3 GÜN ÇAMURUN İÇİNDE KALDI

Yapılan bombardımanda ailesiyle birlikte yaşadıkları ev yıkılan Tunç, kendileri gibi evleri yıkılmış yaklaşık 30 kişi ile birlikte su, yiyecek ve elektriğin olmadığı bir eve sığınmak zorunda kalmış. 5 çocuk babası olan kuzeni Ahmet Tunç (40) yiyecek ve içecek bir şeyler getirmek için evden çıktığı esnada büyük bir gürültü duyduklarını dile getiren Tunç, sonrasında yaşananları “Kuzenim vurulmuştu. Cenazesi 3 gün boyunca çamurun içinde kaldı. Cenazeyi almamıza izin vermiyorlardı. Kendi imkanlarımızla cenazeyi almaya gittik. Nusaybin Caddesi’ne geçmemizle polislerin bizi taramaları bir oldu. 20’ye yakın kişiydik. O esnada 11 kişi yaralandı. Ambulans çağırdık, ama 11 yaralıya sadece bir ambulans gönderdiler. 8 yaralıyı ambulansa üst üste attılar. O kargaşada oğlum da yaralandı. Kendimizi zar zor kurtarabildik” sözleriyle anlattı.

‘CİZRE’NİN SOKAKLARINDA YÜRÜYEMİYORUZ’

Tunç, o günlerde kimsenin Cizre’nin çığlığını duymayıp, bir şey yapmadığını söyledi.

“Çünkü Cizre’de yaşayanlar Kürtlerdi. Bundan dolayı herkes sağır, dilsizi oynadı. Kimse yardımımıza gelmedi” diyen Tunç, şunları  kaydetti: “Onlar bizim çocuklarımızdı, sivildi. Bir çok cenazeyi nehre, bir çoğunu da sokaklarda betonların altına defnettiler. Çocuklarımızın bedenleri kaldırımların altında diye hala Cizre’nin sokaklarında yürüyemiyoruz. Bizler onları kurtaramadık ama onlar direnişleriyle insanlığı kurtardı.”