doviz

Türkiye’nin risk notu düşüşte ama artabilir de – Mustafa Sönmez

Mustafa Sönmez - 12 Şubat 2021 - Teorik Tartışmalar

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

Yabancı yatırımcıların özellikle yatırım kararı verirken göz önüne aldıkları ülkelerin risk primleri, Türkiye için büyük dalgalanmalar gösteriyor ve şu sıralar inişte.

Pandemi öncesinde, yani Şubat 2020’de 275 olan Türkiye risk primi, pandemi ile birlikte yükselip Ekim 2020’de yani Merkez Bankası ve Hazine Bakanlığı kadro değişiklikleri öncesinde 600’ün eşiğine gelmişken kadro değişiklikleri ile birlikte hızla indi. Şubat 2021’in ilk haftasında risk primi 290’a kadar düştü.

Düşmüş hâliyle bile Türkiye’nin risk primi Meksika, Malezya, Hindistan gibi risk primleri iki haneli ülkelerden iyice ayrışmış durumda.

Türkiye’nin risk primi son aylarda düşüşe geçse de yeni tırmanışlara gebe görünüyor. Bunun nedeni, ekonomik ve siyasi kırılganlıklarda artma eğilimi.

Risk primi, kredi batma riskinin değiş tokuşu anlamına gelen “credit default swap” (CDS) deyiminin kısaltmasıyla bilinir. CDS, bir kuruluşun, kredi verenin karşılaşabileceği alacağın ödenmemesi riskini belirli bir miktar karşılığında üstlenmeyi kabul etmesinin bedelidir. Başka bir deyişle CDS kredi sigortası gibi çalışır. Bir ülkenin CDS primi ne kadar yüksekse borçlanma maliyeti de o kadar yüksek demektir. Çünkü bu prim ister istemez borç verilen paranın fiyatına yansır. Faize ek olarak CDS primi de bir maliyet unsuru olarak fiyata eklenir.

Dünyada faizler birçok yerde sıfıra yakın ya da negatif iken Türkiye borçlanmaya kalktığında risk priminin yüksek olması nedeniyle yüzde 5 dolayında faizi göze alıyor. Örneğin Hazine 19 Ocak’ta, biri beş yıl diğeri 10 yıl vadeli dolar cinsinden iki uluslararası tahvil ihraç etti. Beş yıl vadeli tahviller için yıllık yüzde 4,9, 10 yıllık tahviller için de yıllık yüzde 5,95 faiz ödemeyi göze aldı.

CDS primi piyasada tıpkı döviz kurları gibi anlık arz ve talebe göre belirlenir. O nedenle risk ölçümünü piyasa yapar. Beş yıllık CDS primi, beş yıllık ABD Hazine tahvili getirisine bağlı olarak geçmiş ve mevcut verilere dayanılarak belirlenir. CDS primi istikrarlı ekonomiler için 10, 20 gibi sayılarla ifade edilirken, 300’ün üzerinde olan ekonomiler aşırı kırılgan ekonomiler olarak kabul edilir. Türkiye de özellikle son üç yıldır, 2018’den bu yana risk primi ortalaması 300’ün üzerinde bir ülke.

Türkiye’nin risk primi AKP iktidarının ilk yıllarında hiçbir zaman 300’ü görmedi. İlk kez küresel krizin ilk yılı 2008’de, birçok yükselen ülkede görüldüğü gibi Türkiye’nin ülke risk priminin yıllık ortalaması 302’ye çıktı ama takip eden yıl 2009’da 283’e indi ve sonraki yıllarda da azaldı. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi adı verilen yeni siyasal yapılanma ile ülke kırılganlıklarının artmaya başladığı 2018’den bu yana da risk primi hep yüksek seyrediyor.

ABD ile Rahip Brunson krizinin bir döviz fiyatı tırmanışına yol açtığı ve dövizi frenlemek için TL faizlerinin 7,5 puan birden artırılmak zorunda kalındığı 2018’de risk primi bazı aylarda 450’leri gördükten sonra 2018 ortalaması 302’yi buldu. İlk yarısında parasal sıkılaştırmayla istikrar aranan 2019’da, ikinci yarıda faizlerin düşürülmesiyle yaşanan canlanmaya rağmen yıl ortalaması 372 olarak tavan yaptı ama yıl, Aralık ayı ortalaması olarak 291 ile bitti.

2020’nin ilk iki ayında, yani pandemi öncesinde Türkiye’nin CDS’i 270’lere kadar inmişti. Ancak martta patlayan pandemi, tüm emsal ülkelerde olduğu gibi Türkiye’de de riski yükseltti ve nisan ayında 589 gibi ürkütücü bir boyuta tırmandırdı. 2020’nin bahar ve yaz aylarında pandeminin yanı sıra ekonomik kırılganlığın artması, dolar fiyatının 8.50 TL’lere yaklaşması, risk primini 600’lerin eşiğine getirdi.

Riskteki tırmanış, 2020 Kasım ayı başında yapılan ekonomi yönetimindeki değişikliklerle durdu ve gerilemeye başladı. Merkez Bankası Başkanlığı ile Hazine ve Maliye Bakanlığı’na getirilen yeni isimler, ardından TL faizlerinde iki ay üst üste gerçekleştirilen 5 puana yakın artışlar, riski yatıştırdı ve sonuçta Türkiye 2021 Şubat ayına 300’ün altına çekilmiş bir risk primi ile girdi. Ama bu hâliyle bile Türkiye en yakınındaki Güney Afrika’nın risk priminden 70 puan, Brezilya’nınkinden 140 puan, Rusya’nınkinden 200 puan fazla bir risk primine sahip; riskte iyice ayrışmış bir ülke.

Risk priminde 300’ün altına inmiş olmak, bundan sonrası için umut verici mi? Bu soruya olumlu yanıt vermek kolay değil. Merkez Bankası’nca yürütülen parasal sıkılaştırma, içeride ve dışarıda olumlu karşılanıyor ama devamının gelip gelmeyeceğini, Merkez Bankası’na yeni bir Erdoğan müdahalesi olmayacağını kimse söyleyemiyor. 2021 Ocak ayı yıllık enflasyonunun yüzde 15’i bulması endişe verici. Bunun yanında azaltılamayan işsizlik ve derinleşen yoksullaşma, ülke riskini canlı tutan olumsuzluklar.

Yüksek enflasyon ve ürkütücü işsizlik, ağırlaşan yoksullaşma, sosyal huzursuzlukları tırmandırıyor. Aşılama ve pandemiyi geriletme performansı pek iyi olmayan AKP iktidarından hoşnutsuzluk artıyor. AKP iktidarı, bu olumsuz gidişat nedeniyle seçmen kaybı kaygısını ağırlıkla hissediyor ve siyasi otoriterleşme yönünde eğilimlerin her gün yeni örneklerini sergiliyor.

Erdoğan rejimi, bir yandan ekonomiyi yeniden hareketlendirmek için Batı’nın finans kaynaklarına muhtaç ve bunun yolunun kurumsal devlet gibi davranmakta, Batı normlarından uzak düşmemekte olduğunu görüyor. Ekonomik normların yanı sıra hukuk devleti gibi davranılması beklentisini de göz ardı edemiyor. Ne var ki hukuk devletinin gerekleri, adil yargılama, kimliklere saygı, anayasal özgürlüklerin engelsizce kullanılmasına tanınacak tolerans, AKP’nin müttefiki Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) engeline takılıyor.

Böyle olunca Erdoğan, MHP ile reform beklentileri arasında sıkışıyor ve geçen her gün biraz daha seçmen kaybı yaşıyor. Bu kan kaybı karşısında Saray rejiminin bildiği tek ezber ise gerilimi yükseltip ülkedeki kutuplaşmayı körükleyerek seçmen tabanını konsolide etmek; buna yarayacak pratiklere baş vurmak. Ülkenin en büyük üniversitelerinden Boğaziçi Üniversitesi’ni seçimle gelmiş bir rektör yerine Erdoğan’ın atadığı liyakatsiz bir kişiye yönettirmeye kalkmak, gerilimden yarar ummanın son örneklerinden biri.

Vaat edilen hukuk reformlarında bir adım atılmamış olması, Avrupa Birliği ve ABD’de Biden yönetimince de kaygı ile izleniyor. Mart ayında bu cephenin bazı yaptırım kararları ile yüz yüze kalmak, Türkiye’nin risk primini yeniden tırmandırabilecek. Bunlar da Fitch, Moody’s, Standard & Poor’s gibi kurumların yatırım notlarında bir iyileşmeyi geciktirebilir.

Özetle, Şubat 2021’de 300’ün altına düşen risk primi umut yaratsa da başka olumsuzluklarla arkası gelmeyebilir. Tersine, düşüş yerini tırmanışa bırakabilir ve bu yöndeki rüzgârlar daha güçlü.

Al Monitor

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

› tags: kredi notu /

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.