ekonomik-kriz1

Bu gidiş nereye?

Ergin Yıldızoğlu - 23 Mart 2021 - Güncel Politika

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

Pazar sabahı, Cumhuriyet gazetesindeki haberler kâbus gibiydi. İstanbul Sözleşmesi, Merkez Bankası Başkanı, HDP, Gezi Parkı, Kanal İstanbul… Birkaç gün önce de Boğaziçi öğrencilerinin davasında iddianame dini teamüllere dayandırılıyordu. Adeta, gizlice şeriat düzenine geçiyorduk.

Ben “süreç olarak faşizmi” izlerken artık şaşırmıyorum ama rasyonel (neo-liberal) ekonomi yönetimine uygun, demokratik hakları ve özgürlükleri genişletecek reform beklentileri içinde olanlar, şimdi şok yaşıyor olmalılar. Seçimlere umut bağlayanların da kaderi farklı olmayacak!

İleri doğru büyük adım

Aklıma şu karanlık fıkra geliyor: Yeni genel müdürün birinci yılını kutlamak için toplanan ofis partisinde genç bir memur, kadehini kaldırır ve şöyle der: “Şirketimiz bir uçurumun kıyısına gelmişti. Sayın genel müdürümüz ileri doğru büyük ve cesur bir adım attı.”

Ancak bu kez durum biraz farklı. Gazetemizin yazarlarının bir süredir vurguladığı gibi rejim çıkmazda, kaotik bir ortam şekilleniyor. Şimdi, rejimin geldiği noktada önü de uçurum arkası da…

Rejim, taviz vermeyi kabul ederek ekonomik, sosyal, yasal “reformları” uygulamaya koymaya başlasaydı, üzerinde durduğu zemin çözülmeye, 19 yıllık kazanımlarını kaybetmeye başlayacaktı. Rejimin doğası gereği, “süreci” ilerletmekten başka bir seçeneği yok. “Genel Müdürümüz” de ileri doğru, siyasal İslamın hem ekonomik (faizler, devlet garantileri) ve kültür savaşlarında kazanımlarını genişleterek (İstanbul Sözleşmesi, Gezi Parkı) hem tabanını konsolide edecek, hem de iktidar düzeyinde muhalefeti tasfiye etmeyi hızlandıracak büyük bir adım atmayı seçti. Galip Yalman dostumun deyişiyle “hem mevzi savaşı hem de cephe savaşı aynı anda”…

İyi de rejim, önündeki uçuruma düşmeden “ileriye doğru” daha ne kadar kaçabilir? “Mevzi ve manevra savaşlarının” ekonomik kaynağı, yeterli toplumsal desteği, meşrulaştıracak söylemi ve uluslararası alanda meşruiyetini koruyacak siyasi-diplomatik desteği var mı? Yoksa, rejim uçurumun dibine çarparken “öteki”lerin bedenlerini, şok emici yastık gibi kullanmayı mı hesaplıyor?

“Önce kelam değil, madde vardı”

Ve de “iman eden, ne kadar zorlanırsa zorlansın mermeri delemez!” Rejimin “ileri kaçmakla” içine düştüğü çıkmazlardan neden kurtulamayacağını, neden sorunların daha da ağırlaştıracağını, “çıkmazlarının” “maddesine” ve “mermerine” bakınca görebiliyoruz.

Artıkdeğer üretmeden, salt birikmiş olandan rant üreterek yaşamaya çalışan bir sınıfın ekonomik düzeni sürdürülemez, kaynakları eninde sonunda kurur; özellikle ekonomisi, sanayi girdileri, ticareti, hatta gıda sektörü ithalata, ucuz krediye, yapancı sermaye girişine bağımlı bir ülkede…

Dış kaynak (uluslararası sermaye) girişini kolaylaştırmak için hem ona bir getiri garantisi (yüksek faiz vererek ülkedeki artıkdeğeri “carry-trade” ile hortumlama olanağı) hem de yatırım yapacak olanlara, ülkedeki varlıklarını yasal ve siyasi güvenceye alan, kişi kaprisinden bağımsız kurallar ve kurumlar sunmak gerekir.

Bunu başarabilmenin tek yolu, uluslararası sermayenin birikim süreçleri, değerlenme devreleri içinde, ülke ekonomisine belli bir işbölümü bağlamında “uygun” bir yer bulmaktan geçer. Bu salt ekonomik bir sorun değildir. Bulunacak yer, uluslararası sermayenin dayandığı hegemonya düzeninin, güçler dengesi dinamiklerinin, sermaye hareketlerini destekleyen “kültürel biçimlerin” içinde yapılacak kimi kalıcı, sürdürülebilir tercihlerle yakından bağlantılı olacaktır.

Siyasal İslam’ın AKP rejimi, “stratejik derinlik” fantezisi peşinde bir “yeni Osmanlı-İhvan” sentezine koşarken ülkenin geleneksel müttefikleriyle, ait olduğu ekonomik askeri blokla ilişkilerini kırıp dökmeye başlamış ama ülkeyi yeni, tanımlanabilir bir “yere” taşıyamamıştır.

Uluslararası alanda geçen hafta yaşanan gelişmeler (Biden Putin’e katil dedi, ABD ve Çin heyetleri Alaska’daki toplantıda kavga ettiler) ABD ile Rusya ve Çin arasındaki gerginliklerin tırmanmaya başladığını gösteriyor. Bu koşullarda rejimin, acilen bir tercih yapmaya zorlanırken hızla yalnızlaştığı ve olası seçeneklerinin maliyetinin de hızla arttığı görülüyor.

Bu sürdürülemez durumun içinden “beklenmedik” bir şey, olasılıklar yelpazesini genişletmek üzere çıkmaya hazırlanıyor olabilir mi? Düşünmeye değer.

Cumhuriyet

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

› tags: kapitalizm /

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.