Kriz ve ahlak… – Ahmet Tonak

23 Aralık 2012 / E.Ahmet Tonak

Ne zaman ciddi bir ekonomik kriz yaşansa ana akım iktisatçıların ve popüler medyanın “dışsal” faktörlere dayalı açıklamalarından geçilmez. Sistemik analizlere göre anlaşılması daha kolay, kapitalizmi sorgulatmayan bu tür açıklamaların itibar görmesi bir ölçüde anlaşılabilir. Fakat, asıl sebebin bu olmadığını bile bile bu açıklama tarzına tevessül eden akademisyenlerin durumuna aynı anlayışı göstermemiz beklenmemeli. Sanırım o tür durumlarda ahlaki kıstaslara başvurmaktan başka çare kalmıyor.

Hepsi dolandırıcı – Ahmet Tonak

17 Aralık 2012 / E.Ahmet Tonak

HSBC’nin ödemeyi kabul ettiği 2 milyar dolar civarındaki meblağ şimdiye kadar herhangi bir finans kuruluşuna kesilen en yüksek ceza. Yapılan açık, banka kabul etmiş. Yani sahtekarlık, kanun tanımazlık tescil edilmiş. İsteyen istediği sonucu çıkarır.

Kapital’in izinde üç Marksist -Korkut Boratav

11 Aralık 2012 / E.Ahmet Tonak

Marksist iktisadın Türkiye’de önde gelen temsilcilerinden üçü, Nail Satlıgan, Sungur Savran ve E. Ahmet Tonak kırk yıla yaklaşan bir süre içinde kaleme aldıkları çalışmalarından bazılarını Kapital’in İzinde başlığı altında derlemişler. (İstanbul 2012, Yordam Kitap). Kitabın başlığı, içeriğini de aşağı yukarı açıklıyor: Öncelikle Kapital’den hareket ederek, iktisatçı Marx’ın katkılarını okurlara aktarıyorlar; çeşitli çevrelerin eleştirilerine karşı savunuyorlar; yeni baştan yorumlayarak veya Marx’ın doğrudan geliştiremediği bazı alanlara girerek, Büyük Usta’nın analizini ileriye taşımaya çalışıyorlar.

Kapitalist cezaevi ve imaj -Ahmet Tonak

9 Aralık 2012 / E.Ahmet Tonak

Bayağı, bildiğimiz cezaevlerinin bildiğimiz kapitalist şirketlere devrinden söz ediyorum. Bu durumun, özellikle eleştiriler artıkça şirketlerin halk nezdindeki mamul itibarını zedeleyeceği kesindi. Nitekim, giderek öyle de oldu. Dolayısıyla, bu işlere bulaşanların önde gelenlerinden Sodexo imajını tazeleme ihtiyacı duyacaktı. Duydu da. Konumuz budur.

Her şeyi ortada… – Ahmet Tonak

2 Aralık 2012 / E.Ahmet Tonak

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) Başkanı Birol Aydemir’e verelim: “Türkiye’de iki kesim istatistik vermiyor. Veya doğru vermiyor. Bunların bir tanesi zenginler. Zenginlerle istatistik yapmak o kadar zor ki. Neredeyse hiçbir şey doldurmuyorlar. Fakirin her şeyi meydanda…”

Sınıf ilişkisinin kaynağı – Ahmet Tonak

1 Aralık 2012 / E.Ahmet Tonak

“Köle alım satımı da biçimi açısından meta alım satımıdır. Ama para, kölelik var olmadan bu işlevi yerine getiremez. Kölelik varsa, o zaman para köle alımına yatırılabilir. Buna karşın, alıcının elindeki para, köleliği mümkün kılmaya hiçbir şekilde yetmez.” (Marks, Kapital C II)

Kırmızı-Siyah – Ahmet Tonak

27 Kasım 2012 / E.Ahmet Tonak

Her ne kadar şirket yetkilileri 2 gün önceki direnişin önemini hafife alan mesajlar yayınlasalar da yaygın katılım olduğu açık. New York Times’ın bildirdiğine göre 46 eyaletteki 1000’i aşkın Walmart dükkanında binlerce işçi ve destekleyenin katıldığı gösteriler gerçekleşmiş. Şirket, avukatlarını seferber etmiş elinden geleni ardına koymayarak direnişin yasal olmadığını kanıtlamaya çalışıyor.

David Harvey’in değeri – Ü.Zümray Kutlu / E.Ahmet Tonak

12 Ağustos 2012 / E.Ahmet Tonak

Yıllardır verdiği Kapital derslerinin web versiyonunun 15 ayda, 187 değişik ülkenin 10,884 şehrinden, 2 milyon tıka mazhar olduğunu biliyorduk. Postmodernliğin Durumu (1987), Independent gazetesince 1945 sonrasının edebiyat dışı en önemli 50 kitabından biri olarak seçilmişti.

Kapital’de Anlatılan…

15 Kasım 2011 / E.Ahmet Tonak

Yordam Kitap’ın yayınladığı Kapital’in I. Cildi işte bu Selik çevirisinin gözden geçirilmiş ve iki yeni ek ile zenginleştirilmiş halidir. Eklerden daha önemli olanı ilk defa Almanca aslından Nail Satlıgan tarafından çevrilen 117 sayfalık “Dolaysız Üretim Sürecinin Sonuçları,” diğeri ise Kapital’de geçen kavramların Almanca, İngilizce, Fransızca ve Türkçe karşılıklarını veren 7 sayfalık bir “Sözlükçe”dir. Bu yazıda, mana ve ehemmiyetini, “fonksiyonel kapitalist”lerimizden İshak Alaton’un bile teslim ettiği Kapital’in muhtevasını tanıtmak yerine Marx’ın yöntemi ve bu yeni çevirinin iki eki üzerinde kısaca durmak istiyorum.

Wall Street’i İşgal Et’ten Kongre’ye…

17 Ekim 2011 / E.Ahmet Tonak

15 Ekim, Wall Street’i İşgal Et dünyanın birçok şehrinde. Yaygınlığını, kalıcılığını, neye dönüşüp nelere kadir olduğunu yaşayarak göreceğiz. “Ne tesadüf” denilemeyecek bir şekilde, bugün bizler de dünya halklarının gerçek demokrası özlemlerine buradan, bizlerin acil ihtiyaçalarından kalkarak omuz veriyoruz. Kongre Türkiye’nin her bir köşesinden delegeleriyle sahte demokrasiye meydan okuyor, gerçeğinin tesisi için Ankara’dan yola çıkıyor. Kongre’nin nelere kadir olabileceğini göstermek bizlerin elinde; ele ele verirsek, gerçek demokrasiyi ilk günden işletebilirsek…

Yunanistan’dan, New York’tan Öğrenecek Çok Şey Var – (Ahmet Tonak)

9 Ekim 2011 / E.Ahmet Tonak

Kapitalizm genetiği icabı krizsiz yapamaz. Ama her kriz genelleşmiş kriz değildir. Kapitalizmin tarihinin, genelleşmiş krizlerin doğurduğu uzun dönem dalgalanmaların (30-40 yıllık), bu dalgalanmalar üzerine oturan kısa (3-4 yıllık) ve uzunca (7- 10 yıllık) iş çevrimleri temelinde, ekonomi dışı (savaşlar, iklim değişiklikleri, vs.), konjonktürel (arz ve talep dengesizlikleri, vs.) faktörlerin de etkilediği kompleks bir süreç olarak anlaşılması gerektiğini düşünüyorum.

Kongre Hareketi ve Programı – (Ahmet Tonak)

24 Eylül 2011 / E.Ahmet Tonak

Kongre Hareketi niye önemlidir? Katıldığım toplantıda da dile getirilen şu tespite katılmamak mümkün değil: dünya devrimci hareketlerinin tarihinde ilk defa bir ülke sınırları içinde ulusal bazda devrimci bir azınlık hareketi o ülkenin devrimci dönüşümü için çoğunluğun göreli olarak daha cılız devrimcilerini ortak davranmaya çağırıyor. Bu çağrıyı anlamlı kılan üç konjonktürel faktör var. İlki, kızışan savaş ortamı içinde onurlu bir barışın aciliyeti. İkincisi, dünya kapitalizminin nasıl aşabileceğini bilemediği ve 1930’lardan beri yaşamadığı derinlik ve ölçekte küresel bir ekonomik kriz içinde debelenmesi. Üçüncü faktör ise, hareketin bileşenlerinin gerek örgütsel gerek kişiler bazında çeşitliliği ve kapsayıcılığı.

“Bu Nedenle” Kriz… (Ahmet Tonak)

9 Ağustos 2011 / E.Ahmet Tonak

“Kasımpaşa Kabadayılığı Yapısal Kadere Karşı” filminin finaline yaklaştık… Dünya piyasalarındaki kaybın 4.5 trilyon dolar olduğu tahmin ediliyor. Bu (…) 75 milyon nüfuslu “benim yalnız ve güzel ülkemin” 4 yıl didinme ile yarattığı GSYH’dır!

Vergi Ödemeli mi, Ödememeli mi? – Ahmet Tonak

5 Ağustos 2011 / E.Ahmet Tonak

Bengi Yıldız’ın ettiği lafın üzerine leş kargaları gibi atlayanlar önce bu belirttiğim vergi toplama ve harcama safhalarının kalem kalem hesabını yapıp, ondan sonra ağızlarını açmalıdır. Bengi Yıldız’ın yapmasına gerek yoktur, çünkü, o bu safhaların her kaleminden muzdarip bir halkın içinden çıktığı için, adaletsizliği akli değil, hissi bir mesele olarak yaşamaktadır.

“Ekonomiden Anlamak” Üstüne

10 Şubat 2011 / E.Ahmet Tonak

Bölüşüm ilişkileriyle, çalışma koşullarıyla, sömürüyle ve mülkiyetle ilgilenmeyen; büyümeye odaklanıp kalkınma ve gelişmeye bakmayan; ekonomiyi sosyal ve sınıfsal olandan ayıran pür iktisadi yaklaşım solcu veya Marksist olamaz.

Bankalar nasıl soyuyor (kazanıyor)? – (Ahmet Tonak)

9 Ekim 2010 / E.Ahmet Tonak

Başımızı sokacak sıcak bir yuvaya sahip olabilmemiz için ne yapacağını şaşırmış, ucuz konut kredisi dağıtan ‘filantropist’ bankalar… Hepsi düpedüz yalan. İşleri güçleri, “yeni tezgâhlarla, müşterileri nasıl daha çok soyabiliriz”e kafa yormak…

Bankalar nasıl soyuyor (soyamıyor)? – (Ahmet Tonak)

9 Ekim 2010 / E.Ahmet Tonak

Biz 100 lira yatırdığımızda (hem de mesela bir ay paramızı çekmeme taahüdü ile, yani vadeli olarak) banka bize yılda 10 lira öderken, kalkıp bankadan 100 liralık kredi alacak olsak bu kez banka bizden 20 lira almaktadır. Yani, bankaya yatırılan her 100 lira bankaya net 10 lira kazandırmaktadır.

Ahmet Tonak: “Burada hayır, orada boykot” vesilesiyle iktisadın sefaleti

6 Eylül 2010 / E.Ahmet Tonak

Geçen hafta, Taraf gazetesinde bir yazının başlığı ‘Kriz bitti! Dönüşüm başlıyor…’ aynı hafta Radikal gazetesinde bir başka yazının başlığı ise ‘Resesyon mu depresyon mu?’ idi. (…) ‘Biten’ bir kriz olmadığı gibi, ‘resesyondur, bu da geçer’ gibi değerlendirmeler de en azından naiflik…