Gazetecileri ve Köşecileri Koruma, Yaşatma, Gerisini de Pek Takmama Derneği…

6 Şubat 2012 / Sarphan Uzunoğlu

Orta yolculuğun tek yol olduğu, gazetecilik diye garip bir ‘üçüncü yol’ dili oluşturularak, Kürtlerin savaşının acıların pornosu biçiminde anlatıldığı şu dönemde kendime soruyorum: Sahi, ne yaptı gazeteciler? En ‘afili’ gazetesi bile hala devletin kalıplarıyla konuşurken, en İnsan Hakları odaklı muhabir bile PEKAKA demekte ısrar ederken, atılan molotofların sayısını twitter’dan hepimize anlatırken, sahi nedir bu gazeteci fetişizmi?

Sadettin Tantan’ın İtirafları, AKP’nin Hukuku, AKP’nin Adaleti…

3 Şubat 2012 / Sarphan Uzunoğlu

Türkiye’de muhalifler onyıllardır zamanlarını mahkeme kapılarında geçiriyorlar. Mevcut adalet sistemi, bir yandan mağdur ettiği muhalif yurttaşları bizce suç olmayan, aslında yasal olarak da zorlamalarla suç haline getiilen eylemleri nedeniyle hapsederken, öte yandan da ‘gecikmiş’ bir sözde adaletle ‘insan için hukuk’ değil ‘devlet için hukuk’ sloganıyla hareket etmeye devam ediyor… Türkiye temelinde hukuka dair önemli bir…

Read more →

The Artist: Sinemada Emek Kavramına Sorunlu Bir Bakış!

29 Ocak 2012 / Sarphan Uzunoğlu

Film, sessiz sinema çağının altın oyuncusu George Valentin’in parlak kariyerinden sahnelerle başlıyor. Valentin’in kendine has üslubu, karizması ve ‘ışığı’ ile bir star olmasının tesadüf olmadığını görüyor ve döneminin ‘önde gelen’ ismine bizi de hayran eden filme o sırada kapılıp gidiyoruz. Siyah ve beyazın çekiciliğinin yanında siyah beyaz sinemanın nasıl işler hale getirildiği, gösterimlerin nasıl yapıldığı gibi detayları görmemiz de filme ilgi duymamıza neden olan faktörlerden oluyor.

Apoletsiz Çocuklar Betonların İktidarına Karşı!

24 Ocak 2012 / Sarphan Uzunoğlu

Siyasetin, hâlâ askerlerin 1920 döneminde işledikleri ve bugüne dek sürdürdükleri günahları aklamak adına yapıldığı, milli hassasiyetlerin her daim masaların üzerine koyulup, ana mesele hâline getirildiği bir ülkede, ‘küçük adımlarla’ değişime yürümek imkansızdır.

Arap Baharı’ndan Sendikal Hareketlere: Özgürlük Öncülerin mi Ağzında?

22 Ocak 2012 / Sarphan Uzunoğlu

Bugün ortada bir devletin yokluğu bahsi var, buna bağlı olarak devletsiz bir tahayyüle varan bu eriler söz konusuyken soru özgürlüğün nerede olduğu olunca, herkes özgürlüğü onlar için bulup getirecek bir odağın varlığını benimsemek durumunda hissediyor. Birilerinin ‘yolu açmasını’, birilerinin ‘mücadele etmesini’, birilerinin ‘karar vermesini’ bekliyor. Kısacası orada bir devrim varsa ve uzaksa, o uzaklığı yaratan yalnızca algılarımızdan ibaret bir duvar. Bu duvar, en çok da ‘Arap Baharı’ sırasında ortaya çıkan derin dalga ile hissedildi. Bir taraf Arap Devrimi’ni kutsarken diğer taraf şüphecilikle başladığı tavrını ‘yerden yere vurarak’ devam ettirdi.

Dink Davası: Çok Bilinenli Bir Cinayet!

20 Ocak 2012 / Sarphan Uzunoğlu

“Hrant Dink davası bir dosya değildir,” evet; ama devlet ve hükümet birbirine içkinleşmiş iki mekanizma olarak faşist gençlerin eliyle işlenmiş bir cinayete neden olmuş, ardından da failleri kollarıyla sarmıştır. Türk hukuku ise ‘özel yetkili mahkemeler’in aslen ‘devletin’ mağdur rolüne yattığı davalar için kurulduğunu kanıtlamış, örgüt ve terör gibi kavramlardaki basiretsizliğini gözler önüne sermiştir.

İç Ülkenin Üşüyen Gerçekliği ve Bir İddia Makamı Olarak Kürtler

15 Ocak 2012 / Sarphan Uzunoğlu

Radikal Gazetesi Gültan Kışanak’ın konuşmasından kesitler aktarırken şu ifadeyi kullanıyordu: “Kışanak, yaşamını yitiren 34 kişinin 19′unun çoçuk olduğunu iddia ederek…” Kürtler, devletin mahkemelerindeki ‘iddia makamı’ rollerinden kurtulabilmiş değillerdi. Hava durumlarında gökten yağmur ve kar yerine roketler düşen o halkın seçilmiş vekili bile sözüm ona en ‘radikal’ ana akım gazetesinde bile iddia makamı olmaktan ileriye gidemiyordu.

Kürtlüğü Terörize Eden Bir Savunma Olarak “Sadece Gazetecilik”

2 Ocak 2012 / Sarphan Uzunoğlu

Bir süredir Türkiye’de süregelen tutuklamaların doğasına yönelik bir analiz yapalım. Ergenekon, Devrimci Karargah ve KCK davaları etrafında yapılan tüm bu operasyonların medyada işlenişi genellikle iki yönlü bir meşrulaştırma mekanizmasına çarpıyor. İktidar, gözaltına aldığı insanları ‘terörize’ ederek ‘örgüt üyeliği’ ile suçlarken, muhalifler iktidarla söz birliği etmişçesine şu savunmayı yapıyorlar: “Onlar terörist değil, gazeteciydi!”

Bir Baskı Aracı Olarak Tolerans ve AKP Rejimi

28 Aralık 2011 / Sarphan Uzunoğlu

Tolerans kelimesini kavramsal olarak önümüze açtığımızda karşımıza türkçeden birçok karşılık çıkıyor. Hoşgörüden müsamahaya, tüm bu kelimeler, kendi içlerinde bir ‘anlam’ ifade etseler de toleransın asıl anlamının kavramsal değil ideolojik bir boyutu olduğunu kavramak şart. Öyle ki, bugün Türkiye Cumhuriyeti’nde yaşayan özellikle farklı kimliklere sahip yurttaşların birçok anlamda ‘tolerans’ kelimesinin altında sürdürdükleri bu azabı ‘yaşam’ olarak kabullenmiş durumda.

Devlet Gazetecilere mi Savaş Açtı Yoksa Kürtlere mi?

24 Aralık 2011 / Sarphan Uzunoğlu

Kürtler, uluslararası alanda yedikleri sansürü, terörize edilerek, anbean, günbegün, Türkiye’de bizzat ‘yoldaş’ olarak yanlarında bulunanlardan yiyebiliyorlar. Bu yüzden 4 bin kadar gözaltı hiçbir ‘ortak muhalefet’i harekete geçirmezken, meşru bir alan olarak ‘Kürtlükten evvel gazetecilik’ öne çıkarılabiliyor.

Kolektif hakların elde edilmesi sürecinde yerlilik ve Kürtlük

17 Aralık 2011 / Sarphan Uzunoğlu

Dünyanın birçok noktasında ‘az’ın ‘çok’la savaşımının demokrasi adına nasıl da engellendiğini, Nuray Mert’in bugün ‘sivil dikta’ olarak adlandırdığına benzer süreçlerin, aslında liberal demokrasi normlarının açık birer çıktısı olduğunu görebiliyoruz. Tam bu noktada belki de ‘kimlik’ esaslı kolektif toplumsal talep ve arzuların incelenmesinde yeni bir döneme girmekte fayda var. ‘Kim’ sorusu insanlar için kültürel farklılıklar ve…

Read more →

Terörün Finansmanı Yasası: Cadı Avı Başlarken

7 Aralık 2011 / Sarphan Uzunoğlu

Geçtiğimiz haftalarda Anayasa Komisyonu’nda ‘Terörün Finansmanı’ tartışıldı. Aslında en başta masaya ‘terörizmin finansmanı’ başlığıyla gelen taslak her şeyin ötesinde Türkiye’de terör kavramının ne kadar yanlış anlaşıldığı ve dahi kavramın ta kendisinin kurum, kuruluş ya da bireyleri terörize etmek amacıyla bu kavramın nasıl kullanıldığına dair açık bir kaynak teşkil ediyordu.

Jiyan Okur ve Yazarlarına Duyuru

7 Aralık 2011 / Sarphan Uzunoğlu

Eksilerek, artarak, ama en çok da bir ruh olarak çoğalarak bugüne evrilen sürece yeni bir biçim, konformist olmayan bir yöntem, sokağa daha çok inen bir bakış açısı, devletin resmi diline iman etmeyen, kitlelerin iradesini haczedenlerin koluna girmeyen, zalimle zalim olmayan, burjuva medya geleneğinin kollarında haysiyetini yitirmeyen karakterine uygun bir bakış açısıyla devam edeceğiz.

Sırrı Süreyya Önder: Türkiye’de mesele İslam yahut siyasal İslam değil, Türk-İslam zihniyetidir

2 Kasım 2011 / Sarphan Uzunoğlu

Egemen dinsellik zihniyeti, dini kendi anlayışıyla tek bir yoruma tabi kılmaya çalışır ve bunun dışındaki yaklaşımları şiddetle eleştirir, o kesimleri siyasi dille “ayrımcılıkla” ve dinsel dille “bidat” ile suçlar. Çünkü egemen anlayışın, kendi etkinliğini sorgulayan dinsel yaklaşımlara tahammülü yoktur. Eskiden Kemalist rejim dinsel temelli itirazlara karşı böylesine sert iken, bugün dindarlık diline sarılan yeni rejim de, kendilerine dönük Sivil Cuma benzeri toplumsal itirazlara aynı şekilde tahammülsüz ve dışlayıcı olabiliyor.

Emine: İlişkiler Dahil Her Şeyin Politik Olduğu Roman

3 Ekim 2011 / Sarphan Uzunoğlu

Fay Kırığı serisinin ikinci romanı Emine aslında serinin adını aldığı durumun ta kendisine oldukça uygun bir temayı işliyor. Fay Kırığı 1980 sonrası Türkiye’sinde yaşanan beyaz türk sermayesi-yeşil sermaye, Kürt-Türk, İslamcı-Laik ayrışmalarını teker teker işleyen bir seri. Birinci kitap olan Mehmet’te, 90’larda doğuda çatışmalara katılmış Mehmet’in etrafındaki karakterlerin trajedilerini anlatan Eroğlu, birinci kitapta meydana getirdiği kırılmalarla aslında ikinci kitabın sinyalini veriyordu.

Hrant Dink’i Cezalandırmak ya da Ahmet Altan’ı Ödüllendirmek

22 Eylül 2011 / Sarphan Uzunoğlu

Hükümetin her türlü zulmüne “Evet” diyen bir gazetenin genel yayın yönetmeni nasıl oluyor da bu ülkede ödül alıyor? Dönemsel olarak ortaya koydukları meşru yayın politikaları hariç –delikanlılığa gübre sürdürmemek adına- bir gerçek teması barındırmayan gazetenin genel yayın yönetmeni Kürtlere yönetilen savaşın Goebbels’i olmak hariç ne yapmıştır? Karşıtına dönüşen Ahmet Altan –ki karşıtı olduğu da bence şüphelidir- devletin dilinin ve politikalarının korunaklılığında ne yapmaktadır? Bu serin gölge Altan’ı nereye kadar muhafaza edecektir?

En sonuncu kavgamızın adresi Orta Doğu ve ‘Dönek Kautsky’ler İttifakı

18 Eylül 2011 / Sarphan Uzunoğlu

Velev ki Ahmet Altan ve benzerleri gördükleri işlev gereği ‘demokratikleşme motoru’ ilan edilsinler, bugün düşünülmesi gereken, ezilen bir halkın kendi burjuvazisine doğrultması gereken silahtır. Kürt halkı burjuvanın iyisi kötüsü olmadığını görmek ve burjuva önderlerinin ya da kitlesel temsilcilerinin değil, dağda kendisi için çarpışanların yüreklerinin sesini içinde duymalıdır. Kürt halkı ve dostu demokratik unsurlar olarak bizler, ne Kürt ne Türk ne de dünya kapitalistlerinin küçük hesaplarına kanacak kadar şerefimizi unutmuş değiliz.

Perihan Mağden Cırlaya Cırlaya Söndü!

16 Ağustos 2011 / Sarphan Uzunoğlu

Perihan Mağden’in bugün Taraf gazetesinde organik taramalı tüfeğiyle yazdığı yazı eminiz ki bu ülkede ‘barış’ diyen herkesin ensesine tokat, başbakanını seven çocuklarınsa maaşına zam talep edenler tarafından büyük coşku ile karşılandı.

Foti Benlisoy: “Sosyalist Hareketin Bağımsızlığını Muhafaza Konusunda Dikkatli Olmalıyız”

2 Ağustos 2011 / Sarphan Uzunoğlu

Elbette ordunun siyasetteki etkisini sorgulamak, bu etki ve gücün kırılmasını savunmak durumundayız. Ancak işimiz bununla sınırlı değil. Bizim ufkumuz MGK bileşiminde seçilmişlerin atanmışlara göre daha fazla ve daha etkin olmasıyla sınırlı değil; bizatihi MGK gibi bir kurumun varlık nedenini ve onun “güvenlik” algılayışını problematize etmeliyiz. Oysa ne yazık ki sol, ordunun ve Türkiye’deki militarist süreçlerin eleştirisinde kendisini liberal çerçeveden ayrıştırabilmiş değil. Ya ufku sivilleşmeyle sınırlı liberal dizgeyi tekrar edip yeniden üretiyor ya da bazen liberallere ya da AKP’ye karşı çıkacağım diye orduyu savunur bir pozisyona sürüklenebiliyor veya öyle bir izlenim yaratabiliyor.

Artık Demokratiğiz!

30 Temmuz 2011 / Sarphan Uzunoğlu

Şimdi ne oldu? Küreğin sahibi değişti. Gömülen gene aynı! Artık mezarlara AKP’nin askerlerinin öldürdüğü çocuklar mı girecek yani? Yeni Türkiye dediğimiz şey bir silah devri miydi? Asgari bir demokratikleşme dahi yaşanmadan tüm silahların teker teker başkasına devredilmesi miydi yeni Türkiye!